29 Kasım 2013 Cuma

Yerel Seçim 2014 öncesi

Malatya Belediye Başkanı olacaklara öneriler... (Bu yazı notları adaylar daha belirmeden önce kaleme alınmış ancak yayınlanmamıştır. Eklemeler yapılarak yayınlanmıştır.)

1. Her dönem tekrar tekrar yapılan kaldırımlar kalıcı hale gelmeli.

2. Altyapı drenaj sisteminin iyileştirme çalışmalarında daha kapsamlı ve kalıcı çözümler yapılmalı ki bir daha şehrimizde kısa süreli yağmurlarda bile yaşadığımız sıkıntılar yaşanmasın.



3. Kültürel faaliyetler merkezi olan Belediye- AVM - Sümerpark üçgeninin alternatifleri yaratılmalı özellikle Yıldıztepe, Göztepe, Batalgazi kavşağı ve Kömürtevzi-Yeşiltepe mevkilerini de canlandıracak çalışmalar yapılmalı.


1 Ekim 2013 Salı

Bir Gezi Hikayesi -Ben meydana niye çıktım?




Kendimi politik bir insan olarak görmüyorum. Hiç bir siyasi partiye yakınlığım yok. Pek çok resmi ideolojiyi gerekçeli temelinden, pek çok gayr-i resmi ideolojiyi denenip çalışmadığı görüldüğü için ciddiye almıyorum. Onların tam olarak karşısında olduğum da sanılmasın, bir şeye karşı olabilmek için, öncelikle onun geçerli bir argüman olması gerekiyor zira.
Neyse, konuyu analitiğe boğmayayım.

Şu yağmurlu pazar sabahında bildiğim birşey var, önümüzdeki on yıllar boyunca Türkiye'deki pek çok meslek grubundan insan, 31 Mayıs'ı 1 Haziran'a bağlayan geceyi açıklamaya, anlamaya ve ifade etmeye çalışacaklar. Kimileri ona ulvi anlamlar yükler ve hakkında türküler yakarken, bazıları o geceyi lanetliyecek, küçümseyecek ve bok muamelesi yapacaklar.

Ben hazır dumanı üstündeyken, sevgili okuyucuma benim için o gecenin anlamını, neden meydana çıkmam gerektiğini anlatmak için geldim. Eteğimde ne varsa, hızla döküp gidicem.

Gezi Parkı'ndaki eylemin ilk günden beri takipçisiydim, elbette bu şehirdeki tek bir saksının bile yerinden kıpırdamasına tahammülümüz yok. Çünkü şehir, iyice inşaat alanı - kanser kombo bir bünye oldu, ucumuzdan kemiriyor. Gezi'deki ağaçlar çok sembolik olarak bu işin bir parçası, yoksa 3. köprü ile bizi akıl almaz bir rant ve çevre katiamı bekliyor.

Ama oraya sadece park için, sadece ağaçlar için de çıkmadım açıkçası.

Cuma günü bir yandan iş yetiştirmeye çalışıp, bir yandan da tüm sosyal medyadan olayları takip ediyordum. "Eyleme ne giyilir, sırt çantasına limon koysam polis arar mı?" hazırlıklarım sürerken, Hürriyet'te önce kanlar içinde bir kız gördüm. Asla yapacağım bir şey değil ama dayanamadım bu kez, videosuna tıkladım. Kızın orada, tam da Taksim anıtının dibinde, tek başına, an be an beyin kanaması geçirişini izledim. Ve ancak video bittikten sonra, onun arkadaşım Lobna olduğunu anladım.

İçim boşaldı bi an, nasıl diyim; tiz bi isyandan gayrı, hiç bişey hissetmedim. Ve aklımda tek bişey belirdi, oraya gidip muhattap kimi bulursam ona, "Sen kimin ülkesinde kimin canına kast ediyorsun lan!?" demeliydim. O meydanın, o parkın, bu şehrin, bu ülkenin hala evim olduğunu birilerine söylemem gerekiyordu.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Ak Parti’li Direnişçiden Başbakana Mektup…

Ak Parti'li Direnişçiden Başbakana Mektup...
Sayın Başbakanım,
Mektubumdaki başlığın mahiyetine bakarak olur da hakkımda “provakatör" yaftası yapıştırmayasınız diye derdimi anlatmadan önce kendimden bahsetmek zorundayım ne yazık ki…
33 yaşında, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset tahsili yapmış, iki yabancı dil bilen, teknoloji dahil dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip eden, hayatının 3’te 1’ini 30’a yakın ülkeyi gezerek ve yaşayarak geçirmiş, aslen Karadeniz’li ve Gürcü kökenli ama aslanlar gibi bir Türk evladıyım…
Bugüne kadar Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve Avustralya kıtalarında bulunmuş, genç yaşıma rağmen ülkem daha 2023 hedefiyle tanışmadan yıllar önce kuşun uçmadığı kervanın geçmediği Pakistan-Afganistan sınırlarında ticaret yaparak bayrağımızı gururla taşımış, bugün hala bu birikim ve deneyimle iş yapmaya çalışan gururlu bir Türk girişimcisiyim.
Beş vakit namazında ve niyazında olan annem ve babam dâhil ailemin hiçbir ferdi bugüne kadar hiçbir yasa dışı oluşum, toplantı, gösteri vb eylemler içerisinde yer almamış, var gücüyle vatanı ve milleti için çalışmış - yani özetle ötekileştirebileceğiniz hiçbir sosyolojik, ekonomik ve siyasal bir gruba ait olmayan - standart bir Türk aile yapısına mensubum.
Bütün bu söylediklerimi emriniz altında çalışan istihbarat teşkilatımıza teyit ettirebileceğiniz gibi, buna hiç ihtiyaç dahi duymadan -bugün tam bir baş belası olduğunu söylediğiniz- sosyal medyadaki twitter hesabımdan yıllardır yazdıklarıma ve paylaştıklarıma bakarak da rahatlıkla anlayabilirsiniz… (@bulent_peker)
Buraya kadarı hikayenin sıkıcı kısmı… Sizi ilgilendiren tarafı bundan sonrası…
Sayın Başbakanım, hikayemin sizi ilgilendiren tarafı asıl bundan sonra başlıyor… Bilmenizi isterim ki; iktidara geldiğiniz ilk günden bu yana bir seçmen ve destekçiniz olarak partinizin yanında yer aldım. Oy kullandığım bütün seçimlerde Ak Parti’ye oy verdim. Ak Parti’ye ait yerel yönetimlerin ulusal ve uluslararası ölçekteki projelerine danışmanlık yaptım. Toplantılarınıza katıldım. Size ve birlikte yola çıktığınız insanlara yapılan tüm haksızlıkların karşısında durdum. Siz, 28 Şubat, askeri vesayet, baş örtüsü, özgürlükler, Mavi Marmara, Ergenekon, Anayasa ve en nihayetinde çözüm süreci gibi onlarca konuyu savunurken aklım ve ilmim yettiğince sizi savundum ve destekledim. O meşhur balkon konuşmanızı gözlerim dolu ve mağrur bir şekilde dinledim. Defalarca etrafıma dinlettim.
Sahip olduğum bütün imkânlara rağmen bir kez olsun hak yemedim, haram yemedim ve kendi gücümce yedirmedim. Tüm bunlara rağmen etrafım ve çevreme göre; kimi zaman “yavşak" oldum, “yandaş" oldum, “düzenin adamı" oldum ama bir gün olsun “doğru bildiğimden şaşmadım”.
Biz kimdik, ne olduk?
Biz, hayatımızın baharında yerleşik düzenle mücadele etmeyi, yapılan tüm haksızlıklara ve taşkınlıklara rağmen sabırla direnmeyi, her ırktan, görüşten, milliyetten insanı dinlemeyi öğrendik. “Kefeni giyip çıktım” dediğiniz yolda gencecik bedenlerimizi, akıllarımızı ve ruhlarımızı size emanet ettik. Hiçbir zaman “sandıkta bir oy” değildik. Eğitimi, tahsili, ahlakı, kültürü, vicdanı ve tüm insani birikimi ile olsa olsa bu memleketin geleceği bizler idik. Öyle gördük, öyle bildik, öyle inandık… Şimdi ne oldu da bir avuç provakatör, darbeci, çapulcu olduk?

30 Temmuz 2013 Salı

Survivor

Survivor bitti.

110 gün önce başlamıştı.
**
Bu 110 günde...
**
Apo, ulusa sesleniş konuşması yaptı, Kürdistan'ı ilan etti. Gazilerimiz, akil adamların kafasına protez bacak fırlattı. AKP genel merkezine law silahıyla saldırıldı. Diyanet İşleri Başkanı, açık açık gâvur diyemedi, “İzmir'in farklı bir dindarlığı var” dedi. Afrika'da üretilen GDO'lu pirinçlerin Türkiye'ye kakalandığı ortaya çıktı. TC'yi kaldırdılar. Emek Sineması'nı yıktılar. Fazıl Say'ı hapse mahkûm ettiler. Kanser hastası üniversiteli kız “ilaçları bulamıyoruz” dedi, Toki Bakanımız cebine para sıkıştırdı, “sakın düşürme” diye tembihledi, kızcağız “ben dilenci değilim, eliniz cebinize değil, vicdanınıza gitsin” dedi. Adana Otistik Çocuklar Eğitim Derneği Başkanı, otistik çocukların ateist olduğunu izah etti. AKP genel başkan yardımcısı Mehmet Ali Şahin “okullara Kuran dersi koyduk, çünkü insan malzememiz bozuldu” dedi. Murat Karayılan, Kandil'de basın toplantısı yaptı, bizim basın kuyruğa girdi. AKP milletvekili Zeyid Aslan, CHP milletvekili Kamer Genç'e “senin a..ına koyarım, o..spu çocuğu, senin ananı s...rim” diye bağırdı. Tayyip Erdoğan “milli içkimiz ayran” dedi, “iki ayyaş” dedi, içki satışına sınırlama getirildi. THY'de hosteslerin kırmızı ruj sürmesi yasaklandı. 1 Mayıs'ta sıkıyönetim ilan edildi, Taksim'de harp çıktı, yüzlerce kişi yaralandı, 17 yaşındaki lise öğrencisi Dilan'ı kafasından biber gazı kapsülüyle vurdular, beyin ameliyatı geçirdi, İstanbul Valisi “marjinaldir, radikal mensuptur” dedi, Dilan'ı hastaneden kovdular. Iğdır'da mayın patladı, 2 asker şehit oldu. Sınırdan zorla Türkiye'ye girmek isteyen Suriyeliler ateş açtı, 1 polis şehit oldu. Olimpiyatta altın madalya kazanan Aslı Çakır Alptekin'in dopingli olduğu ortaya çıktı. Reyhanlı havaya uçtu, 52 vatandaşımız hayatını kaybetti. Suriye sınırında F-16 düştü, pilotumuz şehit oldu. Beşiktaş tribününde demir copla adam dövdüler. Galatasaray taraftarı, Fenerbahçe taraftarını bıçaklayarak öldürdü. Fenerbahçe taraftarı, Galatasaraylı Drogba'ya “muz” salladı. Show TV'ye el kondu, Lig TV'ye el kondu, Marcus Merk bile kamulaştırıldı! Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs törenlerine katılmadı, Obama'ya gitti. Emine hanım'a “Diktatörlüğün Psikolojisi” isimli kitap hediye edildi. Hatay'da mazot kaçakçılarına baskın yapıldı, herifler depoyu havaya uçurdu, 9 kişi öldü. Kapadokya'da balonlar çarpıştı, turistler öldü. Hürrem Sultan Almanya'ya kaçtı. Eski OHAL Valisi Hayri Kozakçıoğlu, intihar etti. Kılıçdaroğlu'nun makam aracı, beton mikserinden kurtulayım derken kaza yaptı, beton mikserinin 33 yaşındaki şoförü ehliyetsiz çıktı. Üçüncü Boğaz köprüsüne “Yavuz Sultan Selim” adı verildi, Osmanlı hanedanının mensupları bile “hakikaten Alevilere ayıp oldu, keşke Kanuni filan koysalardı” dedi. Karabük Üniversitesi, padişah Abdülhamid'e onursal doktora verdi. Gezi Parkı direnişi başladı. Çadırları tutuşturdular, ülkede yangın çıktı. Çapulcu dediler. 1'i polis 4 kişi öldü. Ethem'i kafasından mermiyle vurdular, vuran polisi serbest bıraktılar. 8 bin kişi yaralandı. 11 kişi gözünü kaybetti. 1 kişinin dalağı alındı. 59 kişinin hayati tehlikesi sürüyor. Avukatları gözaltına aldılar. Duran adam'ı durduğu için gözaltına aldılar. Televizyonda bunları göstermek yerine “penguen” gösterdiler. Piyano tutukladılar. Divan Oteli'ni hücreevi ilan ettiler. Yabancı öğrencileri casus diye içeri tıktılar. Camide içki içildiğini görmedim diyen, yalan söyleyemem diyen müezzini terörle mücadele şubesinde 6 saat sorguladılar. Polat Alemdar “bize nazar değdi” dedi. Tayyip Erdoğan, 2 milyar 800 milyon ağaç diktiğini söyledi. Eski YÖK Başkanı Profesör Kemal Gürüz hapishanede intihara kalkıştı, bileklerini kesti. Hasdal'daki subaylar açlık grevi başlattı. Fenerbahçe ve Beşiktaş, Avrupa'dan men edildi. Tayyip Erdoğan “Akdeniz, White Sea olarak adlandırılır” dedi. Gezi parkı direnişçilerine “vatan hainleri yaptığınız eylemi si...yim, Ermenilere bıraktınız meydanı, Allah belanızı versin” diyen güreşçiye, milli takımın bayrağı taşıtıldı. Akdeniz Oyunları boyunca 16 sporcumuz dopingli yakalandı. Dolar patladı. Jandarma asayiş komutanıyla, kolordu komutanını taşıyan helikoptere ateş açıldı, “barış süreci”nden zor kaçtılar! PKK polis teşkilatı kurdu, Cizre'de diploma töreni yaptı. Lice'de arbede çıktı, köylüler karakol inşaatını bastı, 1 kişi öldü.
**
Hilmi Cem'in şahsında ünlüleri-gönüllüleri kutlarım ama... Aslında, Panama'ya adaya gidenler yırttı.
Survivor'ın feriştahı burası!

Yılmaz ÖZDİL

2 Temmuz 2013

11 Haziran 2013 Salı

Gezi Parkı ve Sonrası Üzerine

Uzun zaman oldu blog oluşturdum ama kendimden birş ey yazıp paylaşmadım hep copy-paste yaptım yeter artık nereye kadar dedim yazmalıyım blog kendini yayınlamaktır milleti değil dedim kendimi içten içe yırttım ama elim klavyeye gidip de yazamadım işte ta ki Gezi Parkı olaylarına kadar...

Gezi Parkı gösterdi ki Twitter ve Facebook gibi sosyal ağların kullanıcılarının paylaşımları, yorumları, yazıları ülkemizde de bir uyanışı sağlayabiliyor. Bende madem paylaşım ve twit ile katkıda bulunduğum bu uyanışa artık yazılarım ve yorumlarımla da sesimin gür çıkmasını sağlamalıyım ve bir nevi kendiuyanışım da başlatmalıyım dedim. Ve başlıyoruz haydi işte....

Taksim Gezi Parkı ile başlayan ve yurt geneline yayılan ve hala birçok ilde devam eden uyanış başbakanın açıklamaları ile daha da farklı boyutlara taşındı öyle ki başlangıçta 'tepkisel bireylem' iken şimdilerde birçok siyasi görüş ve oluşumun sahiplenmek istediği bir nevi 'devrim hareketine' cevrilmek istenmektedir.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Keser döner sap döner gün gelir hesap döner saklamak lazım böyle haberleri...


AKP Hükümeti, IM­F’­ye borç kalmadığını “ö­vü­ne­re­k” açık­la­dı. An­cak, on yıl­lık tab­lo ödemenin özel­leş­tir­mey­le yapıldığını or­ta­ya koy­du…
Türkiye­’nin 10 yıl ön­ce IM­F’­ye 23.5 mil­yar do­lar bor­cu var­dı. Tür­ki­ye­’nin özel sek­tör da­hil o yıl­ki top­lam dış bor­cu da 130 mil­yar do­lar­dı. AKP, ik­ti­da­rı­nın ilk yı­lın­dan iti­ba­ren özel­leş­tir­me­ye hız ver­di.
Cum­hu­ri­yet dö­ne­mi bo­yun­ca ya­pı­lan ka­mu­ya ait baş­ta sa­na­yi ol­mak üze­re tüm te­sis­le­ri ar­ka ar­ka­ya sa­tı­şa çı­kar­dı. Bun­la­rın ço­ğu, ik­ti­da­ra ya­kın yer­li ve ya­ban­cı ser­ma­ye ta­ra­fın­dan yok pa­ha­sı­na ka­pı­şıl­dı. AKP ik­ti­da­rı­nın 10 yıl­lık dö­ne­min­de Tür­ki­ye­’nin dış bor­cu, 2012 so­nu iti­ba­riy­le 336 mil­yar do­la­ra yük­sel­di.
Bu bor­cun 101 mil­yar do­lar­lık kıs­mı­nın ka­mu­ya, 7 mil­yar do­la­rı­nın Mer­kez Ban­ka­sı­’na, 217 mil­yar do­la­rı­nın da özel sek­tö­re ait ol­du­ğu açık­lan­dı. Özel­leş­tir­me İda­re­si Baş­kan­lı­ğı­’nın ka­yıt­la­rı­na gö­re, bu dö­nem­de ara­la­rın­da Türk Te­le­kom, TE­KEL, SE­KA, PET­KİM, TÜP­RAŞ ve Er­de­mir gi­bi sa­na­yi te­sis­le­ri, li­man­la­rın ta­ma­mı, 195 ka­mu te­si­siy­le 2 bin 629 adet ar­sa, bi­na ve loj­man ses­sizce el­den çı­ka­rıl­dı. Ka­mu­ya ait bu var­lık­la­rı­n sa­tı­şın­dan 38 mil­yar 84 mil­yon do­lar­lık ge­lir el­de edil­di. Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de mil­le­tin öde­di­ği ver­gi­ler­le ya­pı­lan te­sis­le­rin sa­tı­şın­dan el­de edi­len ge­lir, IM­F’­ye olan 23.5 mil­yar do­lar­lık bor­cu ka­pat­ma­ya yet­ti. Ar­tan kıs­mıy­la da büt­çe açık­la­rı fi­nan­se edil­di.


'Atatürk Türkiye'dir, Türkiye Atatürk'


Malatya İnönü Üniversitesi'nde kütüphane girişinde bulunan 'AtatürkTürkiye'dir, Türkiye Atatürk' yazısı, Rektörlük tarafından kaldırılarak yerineAtatürk'ün 'Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır' sözlerinin bulunduğu yazı yerleştirildi. Malatya Ülkü Ocakları Başkanı Burhan Coşkun bir açıklama yaparak, yazıyı değiştiren Rektörlüğe tepki gösterdi.

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan, İnönü Üniversitesi eski Rektörü ve Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu tarafından kampustaki kütüphane içinde bulunan girişine büyük harflerle yazılan 'Atatürk Türkiye'dir, Türkiye Atatürk' yazısı kaldırıldı. 

Kaldırılan yazının yerine ise Atatürk'ün sözü olan 'Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır' yazısı konuldu.

Bu duruma tepki için kampüs girişinde basın açıklaması yapan Malatya Ülkü Ocakları Başkanı Burhan Coçkun, değişikliğe tepki göstererek, "Milliyetçi gençlere ceza vermekten kaçınmayan sayın Rektör'ün son icraatı, tarafını belirleme noktasında belirleyici bir işaret olmuştur. Senin rahatsızlığını tahmin ediyorduk ama bu kadar nefretin de ötesinde olduğunu bilmiyorduk" diyerek ağır bir şekilde eleştirdi.


3 Aralık 2012 Pazartesi

İnanılmaz Futbol Haftası

Uzun süre sonra yine blog da olmak güzel bir şey geçtiğimiz aya damgasını vuran futbol olayları ile bir dönüş yapıyorum...

              14 Kasım 2012 - Sweden 4-2 England  - Zlatan Ibrahimovic İnanılmaz Golü



22 Kasım 2012 - O. Marsilya 0-1 Fenerbahçe  - Bekir İrtegün Röveaşata



24 Kasım 2012 - S.B. Elazığspor 1-1 Galatasaray - Felipe Melo Penaltı Kurtarıyor


26 Kasım 2012 - Trabzonzpor 0-3 Eskişehirspor - Servet Çetin Kendini Aşıyor


8 Şubat 2012 Çarşamba

Milletvekilleri dokunulmazlık için soyundu


Milletvekilleri dokunulmazlık için soyundu

Slovak Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nden (Sloboda a Solidarita/SaS) 17 milletvekili "dokunulmazlıkların kaldırılması" taleplerine dikkat çekmek için soyunarak poz verdi.
Bianet'in haberine göre, merkez sağ/liberal SaS'ın milletvekilleri, ellerinde "Haydi milletvekillerinin dokunulmazlık zırhlarını soyalım" yazılı bir pankart tuttular.

Fotoğraflarını, Slovakya'nın tanınan gazetelerinden Novy Cas'a ilan olarak veren SaS, aynı zamanda bu eylemlerini kendi Facebook sayfalarından da duyurdu. Slovakya'da en az dört yıl boyunca görev yapan milletvekilleri dokunulmazlık kazanıyor. Dokunulmazlık yasası geniş kapsamlı ve milletvekillerinin trafik cezalarından bile muaf tutulmalarını sağlıyor. Dokunulmazlık yasası bugün Slovak Meclisi'nin gündeminde, kaldırılıp kaldırılmayacağı oylama sonucunda belli olacak. Genel seçimler ise 10 Mart'ta yapılacak. Bugünkü oylama dokunulmazlık konusunda seçimlerden önceki nihai sonuç olacak.

SaS üyeleri, "Vekiller de herkes gibi insan. Bu yüzden yargı dokunulmazlığı gibi ayrıcalıklara gerek yok" diyor. Slovakya, SaS'ın çalışmalarıyla 2010'da dokunulmazlıkların kaldırılması için referanduma gitti fakat yeterli katılım sağlanamadığı için dokunulmazlık kaldırılamadı. (Bianet) 

KARŞIYAKA GÖZTEPE MAÇINDA 3G’Lİ KÜFÜR!





İStada küfürlü pankart sokamayan Karşıyaka taraftarlarının Göztepe derbisi için buldukları yaratıcı yöntem günün konusu oldu. İngiliz futbolseverler Karşıyakalı taraftarların bu yöntemine şaşırıp kalırken, ‘Orjinalliğe tam not’ yorumu yapıldı 
Pazar günü Karşıyaka ile Göztepe arasında oynanan İzmir Derbisi’nde Karşıyakalı taraftarların açtığı pankart yaratıcılıkta gelinen son noktayı göstermiş oldu. Karşıyakalı taraftarlar içeriye soktukları kare şeklinde büyük pankartta 3G teknolojisine sahip telefonların okuyabildiği QR Code adı verilen bir kod yer alıyordu. Bilindiği gibi gazetelerde yer alan reklamların köşelerine konulan bu gibi kodlar, 3G teknolojisine sahip telefonlara okutulduğunda telefona daha detaylı bilgilerin yer aldığı bir adres gönderiliyor.

Sürpriz oldu
Merak edip karşılaşmada bu QR kodu telefonlarına okutan Göztepe taraftarları ise nahoş bir sürprizle karşılaştı. Zira kod okutulduğunda telefonlara Türkçe ve diğer dillerde de yazılmış bir şekilde “O.... Göztepe” küfürleriyle dolu bir sayfa çıktı. Göztepe taraftarlarına edilen bu hakaret bir yana Karşıyaka taraftarlarının statlarda uygulanan pankart sansürün bu şekilde delmesi taraflı tarafsız herkesin ilgisini çekti. Habere yer veren ünlü İngiliz blogu offthepost’ta “Liverpool ve Manchester United taraftarları bunu notlarınız arasına alın. Orjinalliğe tam not” yorumu yapıldı.


“Siz Agop Martayan’ı biliyor musunuz?”


Hem Sarkozy hem cümle Ermeni diyasporasına soruyorum, “Siz Agop Martayan’ı biliyor musunuz?” 

Bilsek ne olur bilmesek ne olur demeyin. Hani, “Türkler Ermenileri soykırımdan geçirmiştir” diyorsunuz ya, Agop Martayan’ı bilseniz böyle iftiralar atmaktan belki utanırsınız.

1915’lerde ve tabii bugün de Türkiye’de pek çok Agop Martayan’lar vardır. Eğer Türkler Ermenilere soykırım uygulasaydı bu topraklarda bir tek bile Agop Martayan’ın mezarı dahi kalmazdı.

Hem, Türk milleti neredeyse bin yıldır birlikte yaşadığı Ermeni tebaası ile İngiliz’in, Yunan’ın, İtalyan’ın, Fransız’ın, Rus’un başına çullandığı bir günde niye yeni bir cephe açarak başını fazladan bir belâya soksun? Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan bir millet manyak mıdır ki böyle bir işe kalkışsın?

O günlerde Rumlar da kudurmuştu; niye Rumlar için tehcire yeltenmediler, niye Rumlara soykırım yapmadılar? Ha, belki, “Ruslara karşı Doğu cephesini emniyete almak için” diyeceksiniz... İyi de, demek ki ortada “emniyeti tehlikeye düşüren” bir takım dolaplar döndü, o zaman Osmanlı haklı öyleyse... Bir de, aynı bölgede Süryaniler yaşıyordu,

Fatih Projesi (!)


Başbakan bir okulda ilk tabletleri dağıtarak Fatih Projesi’ni (!) başlattı. Çağımıza damga vuran teknolojiler ve eğitim yan yana olunca akan sular duruyor. Oysa, gerçekler çok farklı:

1. Ortada öğretmenleri, öğrencileri ve müfredatı da ele alan bir proje yok. 2010’da yayımlanan “MEB Stratejisi 2011-2014” belgesinde, konuyla yakında uzaktan ilgili tek bir kelime bile yok. Kullanılacak teknolojinin pedagojik değer ve katkısı üzerine tek bir belge veya araştırma yok.

Ortada sadece Başbakan’ın 2010 Kasımı’nda ve seçim öncesinde ortaya attığı bir slogan var. Bunun içini aceleyle doldurmak için MEB bürok-ratları, harcanacak 8-9 milyar TL için iştahı kabarmış birkaç şirketin de yardımıyla, genel ve sığ bazı açıklamalar yapmanın ötesine gidememiştir.

2. Konu üzerindeki tartışma, sadece satın alınacak donanımlar üzerine odaklanmıştır. Öğretmenlere verilen bir haftalık, toplam 15 saatlik dersin ne kadar yetersiz ve sığ olduğunu, pilot illerden birisi olan eski seçim bölgem Uşak’ta gözlemledim.

3. Eylül 2011’de New York Times gazetesinin yayımlamaya başladığı, ABD’deki okullarda uygulamaları inceleyen bir yazı dizisinde (www.nytimes.com/2011/09/04/technology/technology-in-schools-faces-questions-on-value.html?ref=technology), yoğun teknoloji kullanılan okullarda öğrencilerin öğrenme düzeylerinin iyileşmediği, hatta kötüleşebildiği açıkça gösteriliyor. 4 Şubat 2012 tarihli Los Angeles Times gazetesi, konunun saygın uzmanlarına ve bilim insanlarına sordukları “Bu gösterişli teknolojilerin eğitime gerçek katkısı nedir” sorusunun yanıtlarını içeren bir makale yayımladı (www.latimes.com/business/la-fi-hiltzik-20120205,0,639053.column). Yanıtlar aşağı yukarı aynıydı: Okullarda bu yeni teknolojilerin kullanılmasından yararlananlar sadece satıcı firmalar ve yaldızlı ama sığ laflar eden politikacılardır! Nitekim, derslerini internetten herkese açmış olan, dünyanın önde gelen bazı üniversitelerinde en kompleks konuların bile kara tahtada işlendiğini görüyoruz.

Topraklarımızın Satışında Son Nokta, Kentsel Dönüşüm.


Yaşadığımız kentlerin yapısı, bizlerin yaşam koşullarını etkilemektedir. Uzun yıllardır özellikle hızlı ve plansız kentleşmenin getirdiği sorunlarla (alt yapı, betonlaşma, trafik, kaldırım, kirli hava vb.) iç içe yaşıyoruz ama umursamıyoruz.
 
Sorun veya sorunlar yaşamımızı tehdit eder boyuta gelince veya bir yurttaşımız zarar görünce o sorunu konuşmaya başlıyoruz.

23 Ekim 2011 tarihinde Van’da yaşadığımız depremde yıkılan binalar, yüzlerce insanımızın yaşamlarını kaybetmesine neden olunca binaların inşaatların denetimi konusu aklımıza geldi. Çözüm olarak da “Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında
kanun tasarısı” gündeme geldi.

Tüm yurttaşlarımız depremin getirdiği acıları yaşarken, yaraların sarılabilmesi için ne yapabilirimin telaşına düşmüşken, siyasi iktidar da yeni yasa tasarıları hazırlamakla meşguldü. Deprem sigortası için toplanan milyarlarca liralık kaynağı nereye harcadığının yanıtını vermek yerine çıkartacağı yasalarla, bir daha böylesi acıları yaşamayacağımızı anlatıyorlardı.

Tasarı ile ne yapılacak, inşaatlarda nasıl önlemler alınacak, hangi çözümler üretilecek derken, peş peşe gelen Yapı denetimi, 2B, Kentsel dönüşüm ve Yabancılara Toprak Satışı yasa tasarılarını yan yana koyunca başka bir tablo ile karşı karşıya kaldığımızı gördük.

Dindar mı, akılcı mı nesil yetiştirilmeli?

Din’le şekil dışında özde alakaları kalmamış olanlar ne diyor? Dindar nesil yetiştirilmeli. Peki ama hangi din? İlahi mesaja dayalı din’mi yoksa hurafelerle anlamsızlaştırılmış, insanları sömürme sindirme susturma aracı kılınan din’mi?

Temel soru açıktır. İnsan; yüzyıllar öncesinin yaşamı, düşüncesi ve kabullerine göre mi yoksa gelişim dinamiği akıl ve bilim algısına göre mi düşünecek, eğitilecek, yaşayacak?
İnsan Akılcılık, ya da dincilikten birini seçmek zorunda mı? İkisi bir arada olamaz mı?

Dünya nüfusunun belli başlı dinlere göre dağılımı:
Yüzde 33.5 Hıristiyan
Yüzde 20.7 Dinsizler
Yüzde 18.2 İslamiyet
Yüzde 13.5 Hinduizm
Yüzde 6 Budizm
Yüzde 0.3 Musevi
Yüzde 7.8 diğer
Dünya nüfusu 6 milyarın üstündedir.  1.2 milyarı Müslümandır. Geri kalanı yani 5 milyar insan başka din’lere inanmaktadır. Din; kişinin vicdani tercihidir.

Kar yağışı hakkında büyüleyici gerçekler


Göründüğü gibi değil; kar, çok karmaşık bir yağıştır. Her kış gökten bir septilyon (1,000,000,000,000,000,000,000,000) kar kristali düşer ve her bir kar kristali de yaklaşık bir milyon damlacıktan oluşur. Sizde de şinofobia yani kar korkusu var mı?
Kar Terminolojisi Komiktir: Eskimoların ‘kar’ için 100 farklı kelimesi yoktur. Fakat kayakçılar 1900’lerde karın türlerini tanımlamak için terminoloji oluşturdu: Deli lingo, pow pow, patates püresi, şampanya, karnabahar, yapışkan, kabuk toz ve pek çok komik terim! “Pow pow” ya da sadece pow (toz), aslında yumuşak karın kabarık bir türü olan taze toz kardır. Şampanya kar ile son derece düşük nem içerdiği için kartopu bile yapılamaz. “Şampanya toz” kar yumuşak ve kuru olduğundan kayak için iyi, fakat “patates püresi” karda, eski, yoğun ve ağır olduğu için kayılması zordur.

Yıl 2012, Malatya.

‘Dindarlığı’ bazı örneklerde görüldüğü gibi imar yolsuzlukları ile zenginleşme olarak algılayan AKP’nin Malatya Belediyesi, Hristiyan Ermenilerin Malatya’daki mezarlığı içindeki yapılarını bir yol yapım çalışması sırasında kullanılmaz hale getiriyor. 
 
Malatyalı Hayırsever Ermeniler Derneği (HAYDER), Ermeni cemaatinin mezarlığındaki yapılarına verdiği zarar nedeniyle Malatya Belediyesi’nden bu yapıların yeniden ve belediye tarafından yapılmasını talep etmek yerine, alçak gönüllü bir tutumla ‘Bu yapıları yapmak istiyoruz. Bu konuda izninizi rica ediyoruz’ diyerek Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır’a ricada bulunur. 
 
Oysa asıl yapılması gereken rica değil, bu ülkenin eşit vatandaşları olarak bir hak arama mücadelesi başlatmalarıydı. Çünkü Malatya Belediyesi, yol yapım çalışmaları sırasında yapıya zarar vermişti. 
 
Dedik ya, İslam dışı, sakat, ırkçı ve nefret söylemini kutsayan anlayışın kamuoyu zihninde yarattığı olumsuz Ermeni algısı nedeniyle HAYDER, hak arama girişimi başlatmak yerine alçak gönüllülükle ricada bulunur. 
 

3 Şubat 2012 Cuma

Size Hrant'ı anlatayım

Hrant'ın katledilmesinin hemen ardından bir futbol maçında bir grup kendini bilmez Hrant'ın Malatyalı olmasından yola çıkarak 'Ermeni Malatya' pankartı açmıştı. Yıl; 2007. Aylardan şubat. O gün Hürriyet'te 'Gurur Duy Malatya' diye bir yazı yazdım.

Amacım tanıdığım Hrant'ı hemşerilerine anlatmaktı. O yazıyı bazı küçük düzenlemelerle yeniden yayınlıyorum. Bu yazı, 'Gurur Duy Malatya' yerine 'Gurur Duy Türkiye' diye de okunabilir...
Ben Ahmet Hakan...

Şahadet ederim ki hemşeriniz Hrant Dink gurur duyulacak bir adamdı.
Delikanlıydı.
Hakikatliydi.
Ne bir haram yedi ne cana kıydı.
Çifte standartla işi olmaz, kimseyi arkadan vurmazdı.
Kılıçsızdı.
Kahpelik, kalleşlik bilmezdi.
Baba adamdı.
Hem de yetimler babası...
Hayatında 'öteki' diye bir şey yoktu.
Öldüğünde ayakkabısının altındaki deliğe bakıp da kendimizi 'altı delik ayakkabı' edebiyatına vurmayalım.
O, 'her türlü satış' imkânlarının hepsini elinin tersiyle itebilmiş bir adamdı.